Fırat Nehri Ölüyor!
Fırat’ın bağrından doğan, Keban’ımızın can damarı, topraklarımıza hayat veren o koskoca antik nehir, gözlerimizin önünde sessizce can çekişiyor. Yıllardır "Keban Barajı hidroelektrik üretiyor, balık tesisleri istihdam sağlıyor, somonumuz dünya markası oluyor" diye gururlandık. Evet, bunlar ilçemiz ve ülkemiz için büyük ekonomik kazançlar. Ancak madalyonun bir de karanlık yüzü var: Fırat Nehri ölüyor!
Bu iddia kulaktan dolma bir feryat değil; bilim insanlarının, profesörlerin, bakanlık uzmanlarının yıllardır laboratuarlarda yaptığı araştırmaların acı bir sonucu. Gelin, Keban sevdalısı bilim insanlarımızın Fırat’taki bu çöküşü ortaya koyan çalışmalarına ve nehrimizi nelerin zehirlediğine hep birlikte bakalım.
Bizler Kebanlıyız; nehrin eski hâlini büyüklerimizden dinledik, barajlardan sonrasını ise bizzat yaşadık. Barajlar yapılmadan önce Fırat Nehri, kışın usul usul akarken ilkbaharda karların erimesiyle önüne ne katarsa söküp götüren coşkun bir güce sahiydi. Devrin nehir gözlem raporlarına göre nehrin akış hızı o kadar yüksekti ki, suya karışan her türlü atık nehir yatağında birikemeden akar giderdi. Su sürekli dalgalandığı ve köpürdüğü için gökyüzündeki oksijeni içine çeker, kendi kendini temizlerdi (özümseme kapasitesi).
Ancak Fırat'ın üzerine Keban, Karakaya ve Atatürk baraj setleri çekilince nehir özgürce akmayı bıraktı. Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Anaklar ve ekibinin yaptığı fiziki coğrafya çalışmalarında, bu barajların Fırat’ı "akan bir nehir" olmaktan çıkarıp "durgun su havuzlarına" hapsettiği açıkça ortaya konmuştur. Akış hızı durma noktasına gelen Fırat, artık içine dökülen pislikleri, kimyasalları uzaklaştıramıyor; nehir tabanı adeta bir çöp ve balçık tuzağına dönüşüyor.
Keban sularında sadece evsel atıklar yok. Yukarı havzalardan gelen tarımsal ilaçların kalıntıları ve endüstriyel atıklar suyun kimyasını bozmuş durumda.
Su ürünleri ve çevre uzmanı Prof. Dr. Memet Varol ve Prof. Dr. Bülent Şen’in Keban Baraj Gölü’nde yaptığı mevsimsel kirlilik araştırmaları acı bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Nehir sularında dönemsel olarak kanserojen bir madde olan arsenik ($As$) yükselmeleri saptanıyor. Bunun yanı sıra Prof. Dr. Mustafa Çalta ve Prof. Dr. Sadullah Mol gibi kıymetli hocalarımızın Karakaya havzasında yaptığı dip çamuru analizlerinde; suda çözünmüş olarak az miktarda görünen Kurşun ($Pb$), Kadmiyum ($Cd$) ve Çinko ($Zn$) gibi ağır metallerin nehrin tabanındaki çamurda korkunç oranlarda biriktiği kanıtlandı.
Daha da fenası, bu zehirli metaller tabandaki küçük canlılardan başlayarak nehrimizin yerli balığı olan Capoeta umbla (Karakurt/Siraz) balığının kas ve karaciğer dokularına kadar işliyor. Yani avlayıp soframıza koyduğumuz yerli balıklar, bu kimyasal kirliliği bünyelerinde biriktiriyor.
Şimdi gelelim ilçemizin en büyük gelir kapısı olan ama ekolojik faturası Keban’ın geleceğinden kesilen konuya: Ağ kafeslerde alabalık ve Türk somonu yetiştiriciliği.
Kafeslerde tonlarca balığı bir arada beslemek için her gün çuvallarla yapay yem dökülüyor. Balıkların yiyemediği fazla yemler ve balıkların dışkıları (feçes) doğrudan Keban ve Karakaya’nın tabanına çöküyor. Prof. Dr. Mustafa Karataş’ın iç sulardaki kafes balıkçılığı üzerine yaptığı araştırmalarda, bu durumun suya aşırı miktarda Azot ($N$) ve Fosfor ($P$) yüklediği ispatlanmıştır. Suya aşırı besin yüklenmesi, halk arasında "yosunlaşma" veya "su çiçeği açması" denen, bilimde ise ötrofikasyon olarak adlandırılan felakete yol açıyor. Aşırı çoğalan yosunlar sudaki oksijeni tüketiyor, suyun alt katmanlarını oksijensiz bırakarak adeta "ölü bölgeler" yaratıyor.
Bu durum sadece üniversitelerin değil, devletin de resmi raporlarında tescillenmiş durumda. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü uzmanları tarafından hazırlanan Fırat Havzası Su Kalitesi ve Havza Koruma Planı raporunda, kafes balıkçılığı tesisleri Fırat’ı en çok kirleten "noktasal kirlilik kaynakları" arasında gösterilmiştir. Bakanlık, kontrolsüz kapasite artışları yüzünden Fırat’ın su kalitesinin 1. Sınıf temiz su statüsünden acilen müdahale edilmesi gereken 2. ve 3. Sınıf kirli su seviyesine gerilediğini matematiksel raporlarla ilan etmiştir.
Kafeslerde on binlerce balık bir arada durduğu için parazit ve hastalıklar çok hızlı yayılıyor. Üreticiler bu hastalıkları önlemek için suya antibiyotikler, dezenfektanlar ve kimyasal ilaçlar salıyor. Bu ilaçlar nehrin doğal dengesini bozuyor.
Dahası, kafeslerden nehre kaçan çiftlik alabalıkları ve somonlar, Fırat'ın öz evladı olan Şabut (Luciobarbus grypus) ve yerli dağ alabalıklarımızın yaşam alanlarını istila ediyor. Prof. Dr. Tacettin Yıldırım ve Prof. Dr. Ramazan Aydın’ın Fırat Havzası balık faunası üzerine yaptıkları taksonomik (tür bilimi) çalışmalarda, kafes kaçaklarının yerli türlerin besinlerini elinden aldığı, çiftlik hastalıklarını vahşi balıklara bulaştırdığı ve Fırat’ın binlerce yıllık biyoçeşitliliğini yok ettiği belgelenmiştir.
Fırat havzafı insanları olarak bu topraklara, bu suya sahip çıkmak zorundayız. Bilim insanlarının önümüze koyduğu bu veriler net bir gerçeği gösteriyor: Fırat Nehri yorulmuştur ve taşıma kapasitesinin sonuna gelmiştir.
Ekonomik kazanç elbette önemlidir ancak Keban’ın çocuklarına temiz, yaşayan, yerli balıklarının yüzdüğü bir Fırat bırakmak her şeyden daha kutsaldır. İlçemizdeki tesislerin kapasiteleri ekolojik sınırlara göre yeniden düzenlenmeli, barajların nehre bıraktığı ekolojik akış (Can Suyu) miktarı artırılmalı ve nehrimizi kirleten unsurlar sıkı denetim altına alınmalıdır. Aksi takdirde, Mezopotamya’ya binlerce yıldır hayat veren bu şanlı nehir, kendi ellerimizle yarattığımız biyolojik bir çöle dönüşecektir.
Gelin, Fırat’ın çığlığına kulak verelim!
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|