PASLI DİZE
Mevsimin en rutubetli günleriydi,
Cebimdeki son anılar pas tutuyor.
Zihnimin dipsiz uçurumlarından
Paraşütsüz atlıyordum,
Boşlukta günlerce düşüyordum.
Öyle ki boşluk hissi baştan aşağı,
Etimi kemirircesine doluyordu.
Som altından bir ay doğardı o günlerde,
Gözlerim kamaşır, yaşarırdı.
Boşluk dolsun, bedenim hafiflesin diye
Dehşetli sözler yazar, okurdum.
Oturduğun yerden saydım üç yüz gece,
Ortalama 60 sene adım eder dünyanın çevresi.
Hesapladım; iki saatte de yerden iki metre aşağısı...
Yıkandın, kefenlendin iki saat.
Hesap kâğıtlarını boşluğa bıraktım hep.
Bazen sana benzeyen dallara tutundum,
Huy kapmış, kırılıverdi dallar.
Doğru ya, niye tutsun elimden?
Bu eller, vaat edilmiş bir acının
Mirasçısı değil mi?
Bazen yol üstü molalar verdim;
Metropoller sekiz-beş işkencehanesi...
Stres denizlerinin kıyısında taş sektiren
Gencecik delikanlılar ve kızlar gördüm.
İlk dalga seni yutup boğmazsa şanslı say kendini.
Dağlar ise kirli bedenimi reddediyor,
Ciğerlerim garipsiyordu havanın temizini.
Kurt, kuş dehşetle izliyordu yabancıyı.
Aynı çeşmeden bir tas su içsem,
Kara toprağımda kaldıysa bir tohum filizlense,
Otursam buraya, hiç kalkmasam da
Onlara nasip olsam diye içler çekerdim.
Doydum vallahi bu garipler sofrasında;
Yolmaya saç, içimde masumiyet,
Önümde gelecek, görecek, gidecek
Bir şey kalmadı.
Bilmese de garip dizlerim,
Ben biliyorum:
Yeniden yürümeye, yeniden sevmeye
Takatim kalmadı.